Bir müzayedede antika bir cep saati satışa sunulmuştu.
Müzayedeyi yöneten kişi saati eline aldı. Kısa bir sessizlikten sonra şöyle dedi:
“Bu saat zamansızdır… Sahibinden sonra da yaşamaya devam eder. El değiştirse de hatırasını taşır, işlemeye devam eder.”
“Zamansız.”
O kelime takıldı aklıma.
Sanki yalnızca bir saati değil, zamanın içinden geçip de değerini kaybetmeyen her şeyi anlatıyordu.
Çünkü bazı şeyler gerçekten zamansızdır.
Zaman geçer ama onların değeri eksilmez.
O antika cep saatini düşünürken aklıma dostluklar geldi.
Dostluklar da biraz böyledir.
İnsan gençken dostluğu daha çok birlikte geçirilen zamanla ölçüyor galiba.
Aynı okulda olmak, aynı iş yerinde çalışmak, aynı sofraya oturmak, aynı yola çıkmak…
Bunların hepsi dostluğu büyüten şeylerdir.
Ama yaş ilerledikçe insan başka bir şeyi fark ediyor.
Bazı dostluklar görüşme sıklığıyla değil, kalpte kapladığı yerle ölçülüyor.
Dostluk üzerine düşünürken, insanın hayatında üç ayrı dostluk hali olduğunu fark ediyor insan.
Selam dostluğu.
Ekmek dostluğu.
Ve can dostluğu.
Ama bunlar birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış haller değil.
Çünkü çoğu can dostluğu da ya bir selamla, ya da aynı yolda verilen bir emekle başlıyor.
Kimi dostluklar bir selamın sıcaklığında varlığını sürdürür.
Kimi dostluklar ekmeğin, emeğin ve yol arkadaşlığının hatırasıyla hayatımızda yer eder.
Kimi dostluklar ise zamanla derinleşir; insanın canına yakın bir yere yerleşir.
Selam dostluğu, gündelik hayatın zarif aşinalığıdır.
Apartmanda sabah karşılaştığınız biri gibi.
“Günaydın” dersiniz.
O da “Günaydın” der.
Bazen yıllarca böyle devam eder.
Aynı sokakta, aynı apartmanda, aynı mahallede birbirinizin hayatına sessizce eşlik edersiniz.
Çok şey paylaşmazsınız belki.
Ama birbirinizi görmeyince fark edersiniz.
Çünkü insanın hayatında, derin sohbetler kadar, içten bir selamın da ayrı bir yeri vardır.
Hem kim bilir…
Bazen bir selamla başlayan tanışıklık, yıllar içinde insanın en kıymetli dostluklarından birine de dönüşebilir.
Bir de ekmek dostluğu vardır.
Aynı işi, aynı emeği, aynı telaşı paylaşmaktan doğar.
Aynı masaya oturur, aynı hedef için yorulur, aynı günlerin yükünü birlikte taşırsınız.
Kimi zaman bu dostluklar işin, unvanın, kurumun sınırlarını aşar; ömür boyu süren sağlam dostluklara dönüşür.
Kimi zaman da hayatın o döneminde kalır.
Ama bu, onların değersiz olduğu anlamına gelmez.
Çünkü insanın geçmişinde güzel bir iz bırakmış her yol arkadaşlığının ayrı bir kıymeti vardır.
Ve bir de can dostluğu vardır.
Onun tarifini yapmak zordur.
Araya yıllar girse de kaldığı yerden devam eder.
Sessizlik bile konuşma gibidir.
Bazen aylarca, hatta yıllarca görüşmezsiniz.
Ama bir gün kapınızı çalsa, hiç yabancılık hissetmezsiniz.
Çünkü bazı dostluklar zamanla eskimez.
Tam tersine…
Zaman onları daha da sağlamlaştırır.
Müzayede bittiğinde o saatin kime kaldığını hatırlamıyorum.
Belki gerçekten bir gün başka bir elde, başka bir hatıranın parçası olarak çalışmaya devam edecekti.
Ama oradan ayrılırken şunu düşündüm:
Hayatta bazı şeylerin değeri zamanla eksilmiyor.
Güzel bir hatıra.
Samimi bir dostluk.
Ve yıllar geçse de değişmeyen bağlar…
Belki de zamansızlık dediğimiz şey tam olarak budur.
Bazı dostluklar, saatlerden bile uzun yaşar.