#Öykü
Forum Romanum, Roma / Fotoğraf: F. Gözleveli
Forum Romanum, Roma / Fotoğraf: F. Gözleveli

Rüzgâr Bekleyen Kuşak

Yetişkinlik küçük riskler almakla başlar.

Geçen ay bir gençle uzun bir sohbetimiz oldu.

Hayata, okula, işe ve geleceğe dair konuşuyorduk.

Söz bir ara onun bundan sonra ne yapmak istediğine geldi.

Uzun süre sustu.

“Bilmiyorum,” dedi sonunda.
“Bir şey yapmak istiyorum ama ne olduğunu bilmiyorum.”

Bir süre bu cümlenin üzerinde durduk.

“Şimdilik aklında ne var?” diye sordum.

“Yüksek lisans yapmak istiyorum. İyi bir üniversitede… Henüz alanımla ilgili hayalimdeki işi bulamadım.”

“Çalışma fikri sana uzak mı?” dedim.

“Alanımla ilgili doğru işi bulamadım. Yanlış bir işe başlamak istemiyorum.”

Cümle tanıdık geldi.

Son yıllarda bu cümleyi sık duyuyorum.

Gençler daha eğitimli.
Daha bilinçli.
Ama daha tereddütlü.

Yetişkinlik artık 21-22 yaşlarında başlamıyor.

Ne tam öğrenci, ne tam yetişkin olunan uzun bir ara dönem var.

Eğitim hayatı uzuyor.
Uzmanlık ihtiyacı artıyor.
Rekabet çoğalıyor.
Belirsizlik büyüyor.

Belki de bugünün gençleri, imkânların çoğaldığı ama karar vermenin zorlaştığı bir döneme denk geldiler.

Ve aileler…

Aileler çocuklarına her şeyi vermek istiyor:

Eğitim.
Konfor.
Destek.
İmkân.

Ama bazen farkında olmadan başka bir şey de veriliyor:

Hayata adım atmayı erteleme imkânı.

Elbette bu ertelemenin tek sebebi aileler değil.

Sistemin eksikleri var.
Şartlar kolay değil.
Hayat herkes için aynı yerden başlamıyor.

Ama bütün bunlar, insanın kendi küçük adımını aramasına engel olmamalı.

Hazırlık yaparken başlamayı erteleyenler var.

En doğru zamanı,
en doğru işi,
en doğru koşulu bekleyenler…

Gençler için küçük adımlar atabilecekleri çok fırsat var.

Bir sosyal sorumluluk projesinde yer almak.
Evde yeni bir sorumluluk üstlenmek.
Yakın bir yerde kısa süreli bir işte çalışmak.
Yaşadıkları şehirde daha önce görmedikleri bir semti, müzeyi ya da çarşıyı keşfetmek.
Bir ustayı, bir esnafı, bir profesyoneli gözlemlemek.

Bunların hiçbiri tek başına büyük bir kariyer kararı olmayabilir.

Ama insan bazen ne yapmak istediğini, düşünerek değil; küçük küçük deneyerek fark eder.

Kendi hayatıma baktığımda da bunu görüyorum.

Lise yıllarımın başında Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nda küçük bir dükkânda geçici bir işte çalışmıştım.

O dükkânda her işi yaptım.

Kitap taşıdım.
Raf düzelttim.
Müşteri karşıladım.
Dinledim.
Baktım.
Öğrendim.

O günlerde yaptığım iş, dışarıdan bakıldığında çok küçük görünebilirdi.

Ama o küçük dükkân, bana kitapların, eski kâğıtların, hatıraların ve koleksiyonların kapısını açtı.

Kitaba bakışım değişti.

Bugün hâlâ süren meraklarımın bir kısmı, belki de o günlerde atılmış küçük bir adımın izini taşıyor.

Küçük adımların açtığı kapıları kendi hayatımda gördüm.

Bugün gençler arasında da bunu yapanlar var.

Birbirine iş bulanlar.
Birlikte iş kuranlar.
Yanlış yapıp yeniden başlayanlar.
Küçük işlerde başlayıp büyüyenler.

Benim yürüdüğüm hayat yolunda şunu gördüm:

Uzun uzun hazırlananlardan çok, küçük de olsa erken adım atanlar daha fazla mesafe aldı.

Uzun yıllardır gençlerle yaptığım koçluk ve mentorluk görüşmelerinde sık karşılaştığım bir ikilem var:

Bir yanda beklemek…
Bir yanda küçük de olsa adım atmak…

Zamanla şunu da gördüm:

Bu ikilem sadece gençlere özgü değil.

Yaş değişiyor.
Unvan değişiyor.
Ama tereddüdün dili çok değişmiyor.

O gün masada uzun bir sessizlik oldu.

Genç bana baktı.
Ben ona baktım.

“Yanlış bir işe başlamak istemiyorum,” dedi tekrar.

Belki de çekindiğimiz şey, başlanacak işin yanlış olması değildir.

Belki asıl ihtiyaç, denemeye cesaret etmektir.

Çünkü denemek, ilk adımı atmaktır.

Ama yerinde durmak, hareket etmeye kıyasla daha güvenli görünse de daha az dönüştürücüdür.

Kanatlar var.

Rüzgâr bekleniyor.

Ama rüzgâr her zaman gelmez.

Kuş bazen rüzgârı beklemek yerine kanat çırpmayı seçer.

İlk hareket mükemmel değildir.

Dengeli de olmayabilir.

Ama hareket, beklemekten daha öğreticidir.

Ve yetişkinlik, çoğu zaman o ilk küçük adımla başlar.

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz:

WhatsApp
Facebook
LinkedIn
Twitter
Email