#Öykü
Fotoğraf: F. Gözleveli
Fotoğraf: F. Gözleveli

Perde her sabah yeniden açılıyor

Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesini okuduğumda beni en çok düşündüren şey, insanın seçmediği hayatlara duyduğu meraktı.

Geçmişte başka bir karar verseydik ne olurdu?
Başka bir yolu seçseydik hayatımız nereye giderdi?

Kitabın kahramanı, yaşayabileceği başka hayatların kapılarını tek tek aralıyor.

Bizim böyle bir imkânımız yok.

Geçmişe dönüp kararlarımızı değiştiremiyoruz.
“Keşke”lerle açılan kapılar yalnızca zihnimizde var.

Geçmiş, ihtimallerini kaybetmiş bir zamandır.
Gelecek ise hâlâ ihtimallerle dolu.

İşte tam burada başka bir düşünce başlıyor:

Hayatın perdesi her sabah yeniden açılıyor.

Dün ne yaşandıysa yaşandı.

İyi geçen bir gün…
Canımızı sıkan bir söz…
Yarım kalan bir iş…
Beklenmedik bir sevinç…

Hepsi bizimle birlikte yeni güne geliyor.

Çünkü insan geçmişini kapının dışında bırakarak sabaha uyanmıyor.

Dünkü konuşmalar bugünkü sessizliklerimize karışıyor.
Dünkü sevinçler bakışımıza yerleşiyor.
Dünkü hayal kırıklıkları, farkına varmadan bugünkü cümlelerimizin arasına giriyor.

Ama yeni günün içinde hâlâ yaşanmamış bir bölüm var.

Kiminle karşılaşacağımızı…

Hangi haberi alacağımızı…

Hangi sözün içimizde kalacağını…

Hangi kararın hayatımızın yönünü değiştireceğini…

Bilmiyoruz.

Bir gün boyunca pek çok karar veriyoruz.

Çoğu iz bırakmadan geçip gidiyor.

Ama kimi kararlar, hayatın yönünü sessizce değiştirebiliyor.

Hayatın yönünü değiştiren kararların çoğu, verildiği anda büyük görünmez.

Bir telefon konuşması…

Bir çay sohbeti…

Yolda karşılaştığımız biri…

Bir çocuğun cümlesi…

Verdiğimiz bir karar…

Bir vedalaşma…

O anda küçük görünen bir sahne, yıllar sonra hayatımızın önemli bir kavşağı olarak karşımıza çıkabiliyor.

Yaşarken sıradan sandığımız bir gün, hafızamızın en canlı köşelerinden birine yerleşebiliyor.

Matt Haig’in kitabındaki hayatlar geriye doğru açılan ihtimallerdi.

Bizim önümüzde ise henüz yaşanmamış olanlar var.

Henüz verilmemiş kararlar…

Karşılaşmadığımız insanlar…

Bilmediğimiz yollar…

Aradaki fark küçük görünse de büyük.

Biri artık yalnızca zihnimizde yaşayabilecek ihtimalleri anlatıyor.

Diğeri ise hâlâ mümkün olanları.

Perde her sabah yeniden açılıyor.

Ama ne sahne tam olarak aynı…

Ne de sahneye çıkan insan.

Kimi gün büyük bir hevesle başlıyoruz.

Kimi gün yalnızca günü tamamlamaya çalışıyoruz.

Kimi gün alkış duyuyoruz.

Kimi gün salonda sessizlik var.

Sonra gece geliyor.

O günün hikâyesi kapanıyor.

Kimi cümleler bitmiş oluyor.
Kimi yarım kalıyor.
Soruların bir kısmı cevabını buluyor.
Bir kısmı ertesi güne taşınıyor.

Perde her açıldığında ışık yeniden sahneye düşüyor; önümüzde hâlâ seçimlerimizle şekillenecek bir gün var.

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz:

WhatsApp
Facebook
LinkedIn
Twitter
Email