#Öykü
1939… Babam, anne ve babasıyla. Benim hikâyemin başlamasına daha çok var… Ama noktalar şimdiden birikiyor.
1939… Babam, anne ve babasıyla. Benim hikâyemin başlamasına daha çok var… Ama noktalar şimdiden birikiyor.

Noktalar Birleştiğinde

Yıllar önce Steve Jobs’un bir konuşmasını dinlemiştim.
“Noktaları ancak geriye bakınca birleştirebilirsiniz” diyordu…

O gün kulağıma hoş gelmişti.
Ama bugün anlıyorum ki bazı cümleler, ancak yaşandıktan sonra anlam kazanıyor.

Çünkü bazı şeyler…
ancak yaşandıktan sonra görünür hale geliyor.
Ve insan, bazen kendi hayatını ancak biraz uzaklaştığında görebiliyor.

Bir kapıdan ilk girdiğim günü hatırlıyorum.
İçeride kimseyi tanımıyordum.
Beni neyin beklediğini de bilmiyordum.

İnsan bazen bilmeden giriyor bazı kapılardan…
ne kazanacağını da, ne kaybedeceğini de bilmeden.

Ama bugün dönüp baktığımda,
o kapının arkasında sadece bir iş değil…
hayatımın önemli bir kısmı var.

Ve o gün tanımadığım o insanlar…
bugün bu satırları okuyan arkadaşlarım,
can dostlarım.

Bir okula gittim.
O günlerde sıradan görünen o yıllardan,
ömür boyu süren dostluklar çıktı.

Farklı şehirlerde, farklı mahallelerde yaşadım.
Yanından geçip gittiğim insanlar oldu.
Selam verip geçtiğim, belki de hiç tanımadığım…

Ama zamanla anladım ki,
insan bazen tanımadığını sandığı kişilerle
en derin bağları kuruyor.

Ve bazı karşılaşmalar…
o an sıradan görünse de
hayatın yönünü sessizce değiştiriyor.

Bir gün…
bir yolculuğa çıktım.
O yolculukta karşılaştığım bir insan,
hayat arkadaşım oldu.

Birisini hiç aramıyorken bulmak…
nadiren yaşanan güzel sürprizlerden biriymiş.

Evladımızın annesi…
ve belki de en önemlisi,
beni “ben” olmaktan çıkarıp “biz” yaptı.

Ve insan “biz” olunca,
hayata başka bir yerden bakmayı öğreniyor.

Ama bugün geriye dönüp baktığımda
aklıma başka bir soru geliyor:
O yolculuğa çıkmadan önce
hangi noktalar birleşmişti?

Hangi kararlar,
hangi tevafuklar,
hangi küçük adımlar
beni o ana getirmişti?

Belki de önemsiz sandığım bir karar…
belki vazgeçmediğim bir şey…
belki de attığım küçük bir adım…

Bugün “hayat” dediğim resmin
en kıymetli çizgilerinden biriymiş.

Tam da bu noktada, elimde bir fotoğraf var…

1939…
İki genç, Kırım’dan İstanbul’a uzanan zorunlu bir yolculuğun henüz başındalar…

Ve yanlarında bir çocuk…
Babam.

Henüz çok gençler.
Hayatın daha başındalar.

Ama o fotoğrafın içinde görünmeyen bir hikâye var.
Bir yerden kopmak…
bilinmeyen bir yere tutunmak…

O günlerin hiçbirinde
bunların hayatımda bu kadar iz bırakacağını bilmiyordum.

Çünkü hayat,
yaşanırken dağınık…

Ama bugün biliyorum ki,
o mecburi yolculuk olmasaydı
ben de bugün burada olmayacaktım.

Demek ki bazen,
hayatın en sert dönüşleri bile
geleceğin en kıymetli noktalarını taşıyor içinde.

Onlar o gün sadece hayata tutunmaya çalışıyordu…
ben ise bugün o noktaları birleştiriyorum.

Belki de mesele,
tek tek noktalara bakmak değil…
o noktalar birleşince ortaya çıkan çizgiyi görebilmek.

Meğer hayat,
fark etmeden biriktirdiğimiz
küçük noktaların birleşmesiymiş.

Ama insan o noktaları
yaşarken değil…
ancak yıllar geçtikten sonra birleştirebiliyor.

Ve bazen insan,
kendi hayatına uzaktan bakınca
içinden sessizce şunu geçiriyor:
“İyi ki…”

İşte fotoğraf çekmeyi de belki bu yüzden seviyorum…
Geçmişteki noktaları birleştirirken,
fotoğraflar da bana eşlik ediyor.

Her kare,
zamanın içinden saklanmış bir parça gibi.

Ve yıllar sonra,
sadece bir görüntü değil…
bir duyguyu hatırlatıyor.

Sanki hayatın dağınık anları,
o karelerin içinde
sessizce birbirine bağlanıyor.

Ama asıl soru şu:
Hayat bundan sonra
bizim için hangi noktaları birleştirecek…
ve o resmin içinde
biz nasıl bir iz bırakacağız?

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz:

WhatsApp
Facebook
LinkedIn
Twitter
Email