#Öykü
Bursa Koza Han / Fotoğraf: F. Gözleveli
Bursa Koza Han / Fotoğraf: F. Gözleveli

Hüdayinabit

Bursa Koza Han’ın taş duvarlarının arasından bir çiçek sarkıyordu.

Kimse ekmemişti.
Kimse sulamamıştı.
Ama oradaydı.

Toprakta değil, taşın arasından büyümüştü.

Avluda insanlar vardı.
Çay içenler, konuşanlar, telaşla bir yerden bir yere geçenler…

Ama o çiçek, bütün bu hareketin içinde
kimsenin dikkatini çekmeden orada duruyordu.

O çiçeğe bakarken aklıma hep aynı şey gelir:
Bazı insanlar da hüdayinabit büyür.

Hayatta karşılaştığım insanların bir kısmı,
ailelerinin desteğiyle, özenle yetişmişti.
Bir kısmı ise o desteği pek görmeden,
kendi kendine tutunmayı öğrenmişti.

Yakından tanıdığım birini düşünürüm bazen.
Valizini alıp ilk kez yatılı okula gittiği günü…

Yaşadığı yerde lise yoktu.
Yatılı okumak zorunda kaldı.

Sonra bir üniversite kazandı.
Öğrenciliği boyunca çalıştı.
Mezun oldu.

Çalışmayı sürdürdü.

Yoluna devam etti.

Ailesinden aldığı destek, çoğu zaman sadece bir duadan ibaretti.

Ama o, her seferinde kendi yolunu buldu.

Koza Han’ın taş duvarındaki o çiçeği gördüğümde, aklıma böyle insanlar geldi.

Kimse ekmemiştir.
Kimse sulamamıştır.

Ama bir şekilde tutunmuştur.

Çünkü çoğu zaman seçeneği yoktur.

Belki de bu yüzden,
en zor şartlara en iyi onlar dayanır.

Hayat onları hazırlamaz.
Onlar, hayatın içinde hazırlanır.

Bir de özenle yetiştirilenler vardır.

Toprakları hazırlanır,
sulanır,
korunur.

Daha hızlı büyürler.
Daha erken çiçek açarlar.

Bu, onların daha az güçlü olduğu anlamına gelmez.

Sadece başka türlü büyümüşlerdir.

Ama zamanla şunu fark ettim:

Büyümek başka,
tutunmak başka bir şey.

Hüdayinabit olan dayanır.

Ama çoğu zaman yalnızdır.

Biri azla yetinir,
diğeri daha fazlasına ihtiyaç duyar.

Yetiştirilen büyür.
Hüdayinabit olan tutunur.

Ve belki de insan,
sadece büyüyerek değil,
tutunmayı da öğrenerek tamamlanır.

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz:

WhatsApp
Facebook
LinkedIn
Twitter
Email