#Öykü
Bir mülakattan başlayan bir dostluğun fotoğrafı.
Bir mülakattan başlayan bir dostluğun fotoğrafı.

Bir Mülakattan Daha Fazlası

15 yıl kadar önceydi…
Yoğun bir günün başındaydım.
Ajandama göz atmış, saat saat programımı gözden geçiriyordum. Tam o sırada Holding resepsiyonundan telefon geldi:
“Mahmut Bey ile mülakat randevusu olan bir beyefendi geldi ama Mahmut Bey bugün izinliymiş, ne yapalım?”
Mahmut’un son anda çıkan rahatsızlığı bu randevuyu erteleme fırsatı vermemişti. Zamanında gelmiş bir adayı, bizim kaynaklı bir nedenle kapıdan çevirmek içime sinmezdi.

“Adayı bana yönlendirin,” dedim.
Programımda hızlı bir değişiklik yaparak kendisine nitelikli zaman ayırmaya karar verdim.
Atıl ile klasik mülakatımıza başladık. CV’sini inceledim. İngilizcesi iyi seviyedeydi. Hayat planları, hayalleri ve ufka bakışı daha o gün netti.
İçimden şöyle geçtiğini hatırlıyorum:
“Bu gençte iş var.”
Normalde adayların özel hayatına dair yorum yapmam. Ancak o gün, hayat planlarının netleşmesinin önemli olduğunu düşündüm ve Atıl’a üç şeyi açıkça söyledim:
Başvurduğu pozisyon için kanaatimin olumlu olduğunu…
Askerliğini geciktirmemesinin iyi olacağını…
İsveç’te Erasmus stajı sırasında tanıştığı Japon kız arkadaşıyla ilgili kararını netleştirmesinin hayatını kolaylaştıracağını…
Bu son konuya kendisi değinmişti. Ben de sadece tecrübeme dayanarak düşüncemi paylaşmıştım.
Görüşmenin sonunda gelişmelerden beni haberdar edebileceğini söyleyerek özel telefon numaramı verdim.
Birkaç gün sonra telefonum çaldı. Atıl arıyordu. Askerlik kararı almıştı; bir ay sonra askere gidecekti. Ayrıca askere gitmeden önce Japonya’ya gidip kız arkadaşıyla görüşeceğini söyledi.
İyi yolculuklar diledim, hayırlı tezkereler temennisinde bulundum.
Yaklaşık bir yıl sonra tekrar aradı. Askerliğini tamamlamıştı. Başvurabileceği iki pozisyon konusunda kendisini yönlendirdim. İki farklı şirketimizde yürüyen süreçlerin sonunda her ikisinden de olumlu yanıt aldı ve kendisine daha uygun olduğunu düşündüğü pozisyonda işe başladı.
Bu süreçte yüz yüze tekrar görüşmemiştik.
Birkaç ay sonra bir kez daha aradı. O dönem Tuzla’da oturuyorduk; o da Tuzla’daydı. Kısa bir merhaba demek ve tanıştırmak istediği biri olduğunu söyleyerek akşam uğramak istedi.
Profesyonel sınırlar açısından ilk anda tereddüt etsem de telefondaki samimiyet ağır bastı.
“Tabii ki, bekleriz,” dedim.
Akşam kapı zili çaldığında karşımda Atıl ve Japon kız arkadaşını buldum.
Eşimle birlikte içeri buyur ettik. Yaz mevsimiydi; terasta çay içmeye geçtik. Japonlara has mahcup ve zarif bir hâli vardı Akiko’nun. Daha ilk anda kendini sevdirdi.
Sohbet sırasında Atıl yanında getirdiği düğün davetiyesini uzattı. Düğünlerine davet ediyordu bizi.
Fakat asıl teklif Akiko’dan geldi.
Ailesi Japonya’daydı. Babasının sağlık sorunları nedeniyle düğüne gelemeyeceklerini söyledi. Ardından şöyle dedi:
“Mülakatta Atıl’ın Japonya’ya gelmesini siz teşvik etmişsiniz. Bu beraberliğin bugünlere gelmesinde katkınız var. Ben sizi ailem gibi görüyorum. Nikâhımda şahidim olur musunuz?”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Hem şaşırmış hem de derinden etkilenmiştim.
Büyük bir onurla kabul ettim.
Bu teklifi kabul ettiğimizde, bir anda Japon bir aileye karışmış; kendimizi “kız tarafı” olarak bulmuştuk.
Atıl ve Akiko güzel bir düğünle evlendiler.
Aradan yıllar geçti. O gün İngilizce iletişim kurduğumuz Akiko artık neredeyse ana dili gibi Türkçe konuşuyor. İki kız evlatları oldu. Atıl ile uzun yıllar aynı çatı altında çalıştık. Altı yıl önce Japonya’ya yerleşme kararı aldılar.
Şimdi onlar, iki kıta arasında kurulan bir hikâyenin kahramanları ve bizim kadim aile dostlarımız.
Bazen bir mülakat yalnızca bir işe alım süreci değildir.
Bazen iki kıta arasında kurulan bir dostluğun başlangıcıdır.

Not: Bu yazımı yayınlamadan önce Atıl ve Akiko ile paylaştım. Bazı hatıralar anlatılmayı, bazı dostluklar ise paylaşılmayı hak ediyor.

 

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz:

WhatsApp
Facebook
LinkedIn
Twitter
Email