Bir fotoğraf vardır.
İnsan önce güler…
sonra bir an durur.
Çünkü fark eder ki
o fotoğraftaki sadece bir maymun değildir.
Fas’ta çekilmiş bir kare.
Başımın üzerinde bir maymun var.
Yıllarca bu fotoğrafı eğitimlerde gösterdim.
Herkes önce güldü.
Sonra aynı soruyla karşılaştı:
“Benim başımda ne var?”
O maymun, bizim işimiz.
Sorumluluğumuz.
Üzerimize aldığımız yük.
Ama ilginç bir özelliği var:
Başımızın üzerine ikinci bir maymun sığmıyor.
Aslında kariyerimin başında bir büyüğümden duymuştum.
Odama gelen bazı arkadaşlarım,
kendi maymunlarını bana bırakmaya çalışıyordu.
Bazen farkında olarak…
Bazen hiç fark etmeden.
“Faruk Bey, siz daha iyi bakarsınız…”
“Ben bir denedim ama sizin dokunuşunuz lazım…”
Cümle değişiyordu,
ama maymun hep aynıydı.
Ben de zamanla şunu öğrendim:
“Arkadaşım maymununu burada unutma.”
Ama hemen arkasından şunu da ekledim:
“Bakımına yardımcı olurum…
ama taşıyamam.”
Ve içimden de hep şunu geçiririm:
“Benim maymunumu da ellemeyin lütfen.”
Çünkü herkes maymununu bırakırsa,
bir oda değil…
bir maymun cehennemi oluşur.
Bir gün bir belgeselde şunu izledim.
Maymunlar, sarmaşıklardan tutunarak ilerliyor.
Ama rastgele değil.
Önce yeni sarmaşığı tutuyor,
sağlamlığını test ediyor,
sonra eskisini bırakıyor.
O gün şunu düşündüm:
İnsan da böyledir.
Yeni bir işe, yeni bir hayata, yeni bir karara geçerken…
çoğu zaman eskiyi bırakmadan yenisine güvenmek ister.
Belki de bu yüzden
bazı geçişlerde yere sağlam basarız,
bazılarında ise elimiz boşlukta kalır.
Zamanla fark ettim ki,
bu benim zihnimde yer eden bir metafora dönüştü.
Bir başka hikâyeyi ise Hindistan’da duydum.
Maymunları yakalamak için bir testinin içine kuruyemiş koyuyorlarmış.
Maymun elini sokuyor,
avuçlayıp almak istiyor.
Ama bir sorun var.
Açık elle giren el,
yumruk olunca çıkmıyor.
Ve maymun kuru yemişi bırakmıyor.
Bıraksa özgür olacak.
Ama tutuyor.
Küçücük bir şey için…
özgürlüğünü kaybediyor.
Belki de hayat biraz bundan ibaret.
Taşıdığımız maymunlar,
tuttuğumuz sarmaşıklar
ve bırakamadıklarımız…
Bazen yükümüz fazla oluyor,
çünkü başkalarının maymunlarını taşıyoruz.
Bazen ilerleyemiyoruz,
çünkü eski sarmaşığı bırakmaya korkuyoruz.
Bazen de sıkışıp kalıyoruz,
çünkü elimizi açamıyoruz.
O yüzden artık kendime daha basit bir soru soruyorum:
Bu maymun gerçekten benim mi?
Çünkü insan,
başkasının maymununu taşıdıkça yorulur…
tutamadığı sarmaşıkları bıraktıkça düşer…
ve bırakamadıkları yüzünden sıkışır.
Belki de mesele şudur:
Hayatta ilerlemek,
her zaman daha fazlasını tutmak değil…
bazen doğru olanı bırakabilmektir.