Yıllar önce yaptığım bir uçuşta, uçağın tekerlekleri piste değdiğinde yolcuların sevinçle alkışlamalarına ilk kez şahit olmuştum.
Şaşırmıştım.
Sonraki uçuşlarımda da farklı ülkelerde aynı sahneyle defalarca karşılaştım. Bugün o alkışları duyduğumda yalnızca pilotları değil, uçak havalanmadan çok önce işini tamamlamış, yolcuların hiç görmediği insanları da düşünüyorum.
Bakım teknisyenlerini, mühendisleri, uçuşun güvenliği için çalışan ekipleri…
Ortada atlatılmış bir kriz yoktu. Yolcular, sadece güvenle tamamlanan bir yolculuk için, bunu mümkün kılan herkese alkışlarıyla teşekkür ediyordu.
Hayatın başka alanlarında da kriz yaşanmadan işlerin yolunda gitmesini sağlayan insanlar var.
Bir şirketin yıllarca sağlıklı biçimde büyümesini sağlayan yöneticiler, ortaya çıkabilecek hukuki sorunları daha sürecin başında önleyen hukukçular, kurumlarını etik değerlerden ödün vermeden, uzun vadeli bir vizyonla geleceğe taşıyan liderler…
Onların başarılarını fark etmek ise hiç kolay değil. Çünkü bir krizi önleyen insanın kendisi bile, önlediği krizin ne kadar büyük olabileceğini hiçbir zaman kesin olarak bilemez.
Ne ölçülecek bir zarar ne anlatılacak bir mücadele ne de kutlanacak olağanüstü bir kurtuluş…
Depremler de bu düşüncenin insanı derinden etkileyen örneklerinden biri.
Büyük bir depremin ardından enkazdan kurtarılan her hayat, sarılan her yara, yeniden kurulan her yuva elbette çok kıymetli.
Bir de sağlam binalar, titizlikle yapılan denetimler ve zamanında alınan önlemler sayesinde büyük bir depremi çok daha az kayıpla atlatan bir şehri düşünelim.
Birinde depremden sonra hayat kurtarmak için verilen mücadele, diğerinde depremden önce hayatları korumak için gösterilen yılların özeni vardır.
Birinin başarısı yaşananlarla, diğerininki yaşanmayanlarla anlaşılır.
Bir kurumun krizlerle ilişkisi, ilk krizini yaşadığında değil, kuruluşunda şekillenmeye başlar. Doğru oluşturulmuş yapılar, açık sorumluluklar, yerleşmiş çalışma alışkanlıkları, yıllar sonra yaşanabilecek pek çok sorunun seyrini değiştirir.
İyi kurulmuş bir sistemin ilginç bir özelliği vardır: Kendisini sürekli hatırlatmaya ihtiyaç duymaz.
İşler yürür. Kararlar alınır. İnsanlar sorumluluklarını yerine getirir.
Ne var ki her şey yolunda giderken, krizlerin yaşanmaması için gösterilen özen kolayca gözden kaçar. Oysa görevini hakkıyla yerine getirmek de takdiri hak eder.
Üstelik bu yaklaşım yalnızca şirketler için değil, hayatın pek çok alanında kıymetlidir.
Sorunlar elbette yaşanır. Ancak her sorunun çözümü olağanüstü bir mücadeleye dönüşmek zorunda değildir.
Her gün yeniden kazanılması gerekmeyen bir güven duygusu, başlı başına büyük bir kazanım değil midir?
Dönüp dolaşıp o uçak yolculuklarını düşünüyorum.
Uçak piste iniyor. Yolcular alkışlıyor. Kapılar açılıyor, herkes yoluna devam ediyor.
O uçuşun güvenle tamamlanmasını sağlayan insanların çoğunun adını hiç öğrenemiyoruz.
Tıpkı hayatımız boyunca hiç karşılaşmadığımız nice krizin önlenmesinde emeği olan insanları tanımadığımız gibi.
Oysa hayatın sessizce yolunda devam etmesi de alkışı hak eden, başlı başına bir başarı hikâyesidir.