#Kökler
Aile albümümüzden bir kare – 3 Eylül 1961
Aile albümümüzden bir kare – 3 Eylül 1961

65 Yıl Sonra

Elimde aile albümümüzden siyah beyaz bir fotoğraf var.

Bir sünnet vesilesiyle aile bir araya gelmiş. Fotoğrafı çeken Mehmet Dayımızı da sayarsak yirmi kişi.

Babam, annem, babaannem, büyükbabam… Tavşanlı’daki hikâyemde anlattığım, büyükbabamın kardeşi Hüseyin Amcamız da orada. Annemin ağabeyi deniz subayı üniformasıyla kadrajda; yanında yengem. Babaannemin 1900 doğumlu annesiyle 1896 doğumlu babası da bu buluşmaya yetişmişler. Annemle babam da yeni evliler ve henüz çocukları yok.

Sünnet yatağında ise en küçük amcam Tamer var.

Babamlar dört erkek kardeş. Dördü de aynı fotoğrafta.

Ama bu yazının kahramanı fotoğrafın ortasında değil.

En sağda, Turgut Amcamın kucağında duran küçücük çocuk.

Okan Abi.

Henüz bir yaşında.

O fotoğrafın çekilmesinden on üç yıl sonra Okan Abi; annesi, babası ve kardeşi Özkan ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti.

İlkokulu Fatih’te, Nişanca Mehmet Paşa İlkokulu’nda okumuştu. Ahmet Rasim Ortaokulu’na devam ederken İstanbul’dan ayrıldı. Eğitimini New York’ta sürdürdü.

Tam 40 yıl New York’ta yaşadı. Oniki yıl önce Florida’ya taşındı.

Ve geçen cumartesi, Türkiye’den ayrılışının üzerinden tam 52 yıl 3 ay geçtikten sonra, ilk kez İstanbul’a geldi.

İstanbul’u ziyaret etmek yıllardır aklındaydı. Defalarca niyet etmiş, fakat iş, hastalıklar ve hayatın araya koyduğu engeller yüzünden bu yolculuk hep ertelenmişti.

Okan Abi ile Semia Yengemi İstanbul Havalimanı’nda karşıladığımda saat sabahın beşiydi.

Miami’den uzun bir uçuş yapmışlardı. Saat farkını da düşününce yorgun olacaklarını tahmin ediyordum. Kucaklaştıktan sonra yine de sordum:

“Mahalleye hemen gitmek ister misiniz?”

Yurt dışından gelen yakınlarıma daha önce de yaptığım bir teklifti bu.

Okan Abi hiç düşünmedi.

“Mahalleye gidelim.”

Karagümrük’e vardığımızda sabah namazını kılan cemaat Canfeda Hatun Camii’nden daha yeni çıkıyordu.

Okan Abi’ye güzel bir sürprizim vardı.

Doğduğu ev hâlâ oradaydı.

Üstelik yalnızca doğduğu ev değil, hemen yanındaki komşu ev de yılların içinden neredeyse bıraktığı hâliyle çıkmış gibiydi.

Evin önünde durduk.

Okan Abi çevresine bakıyordu. Birden hangi evde hangi arkadaşlarının yaşadığını saymaya başladı.

Sanki birazdan eski mahalle arkadaşlarından biri köşeden çıkacakmış gibi…

Oysa aradan tam 52 yıl 3 ay geçmişti.

On üç yaşında ayrıldığı sokağa, iki çocuk ve dört torun sahibi bir dede olarak dönmüştü.

Mahalle şaşırtıcı ölçüde tanıdıktı. Şehrin bu kesimi henüz kentsel dönüşümden çok fazla etkilenmemiş, eski sokak dokusunun önemli bir bölümünü korumuştu.

Kefevi Sokağı’na doğru yürüdük.

Burası Okan Abi’nin halasının, yani benim babaannemin yaşadığı sokaktı. O yıllarda ailenin neredeyse tamamı bu çevrede, müstakil evlerde birbirine yakın oturuyordu.

Ardından mezun olduğu ilkokuluna, sonra ortaokuluna gittik.

Fakat kısa süre sonra fark ettim ki Okan Abi’nin benim mihmandarlığıma pek ihtiyacı yoktu.

Sanki 52 yıl 3 ay geriye gitmiştik.

Ben bugünün sokaklarında yürüyordum; o ise on üç yaşındaki hâliyle mahallesinde dolaşıyordu.

Nereye dönüleceğini, hangi sokağın nereye çıktığını hâlâ hatırlıyordu.

Çok sevdiğim bir söz vardır:

“İnsanın gerçek vatanı çocukluğudur.”

O sabah Karagümrük sokaklarında yürürken bu söz aklıma geldi.

Belki de Okan Abi’nin sokaklara bakışını biraz tanıyordum.

Büyükbabamla babaannem de on dört yaşlarında Kırım’dan İstanbul’a gelmişlerdi. Yıllar sonra bile Kırım onlar için hâlâ çok canlıydı.

“Kırım hâlâ rüyalarımda taptaze,” derlerdi.

Ne yazık ki bir daha Kırım’a dönemediler; bir ziyaret için bile.

Yıllar sonra, 2014’te biz de Kırım’da büyük bir aile buluşması planlamıştık. Ancak Rusya’nın Kırım’ı işgaliyle bu buluşma da gerçekleşemedi.

Ailemizin hikâyesi de yıllar içinde İstanbul’un çok ötesine uzandı.

Pek çok yakınımız Amerika’ya göç etti. Bu nedenle Okan Abi de yakınlarının bir bölümünü İstanbul’daki hâllerinden çok, Amerika’daki hayatlarıyla hatırlıyor.

Benim babaannem de bir dönem Philadelphia’da yaşamış ve sık sık New York’a onları ziyarete gitmişti.

Ben de Amerika’da kaldığım dönemde iki kez New York’a giderek Mehmet Dayımızı ziyaret etmiştim. O yıllarda aile hikâyemizin Amerika’daki tarafına ben misafir olmuştum. Yıllar sonra bu kez Okan Abi İstanbul’a, çocukluğunun mahallesine dönüyordu.

Son bir haftadır Okan Abi ile Semia Yengem İstanbul’u gezmeye devam ediyorlar. Ama sanırım en mutlu oldukları an, mahalleye döndüğümüz o sabah oldu.

Şimdi dönüp 1961’deki o fotoğrafa yeniden bakıyorum.

Yirmi kişi.

Bugün yalnızca üçü hayatta.

Fotoğraftaki on yedi yakınımızı yıllar içinde kaybetmişiz.

Bir zamanlar aynı karede yan yana duran aile fertlerimizin kabirleri bugün farklı şehirlerde. Vefat edenlerin hepsini rahmetle anıyorum.

Okan Abi’nin Kırım doğumlu babası, Mehmet Dayımız, New York’ta yatıyor.

Annesi Sevim Yengem Florida, Tampa’da.

1961’de onu kucağında tutan Turgut Amcam Philadelphia’da.

Sünnet yatağındaki Tamer Amcam Fort Lauderdale’de.

Babam İstanbul’da.

Kırım doğumlu babaannem ise yaşlandığında bir daha İstanbul’a gelemeyebileceğini düşünerek on beş günlüğüne Philadelphia’dan bizi ziyarete geldiği Türkiye’de vefat etti.

O da İstanbul’da kaldı.

Bir zamanlar aynı fotoğraf karesine sığan bir aile, yıllar içinde dünyanın farklı şehirlerine dağıldı.

Her birinin ayrı bir hikâyesi oldu.

Farklı meslekler, farklı hayaller, farklı yollar…

Bu fotoğraftaki aile üyelerimizin çocukları, torunları, hatta torunlarının torunları bugün dünyanın farklı şehirlerinde kendi hayatlarını sürdürüyor.

Ve bugün o eski fotoğrafa baktığımda artık yalnızca 1961 yılındaki bir aile buluşmasını görmüyorum.

Fotoğrafın en sağında bir yaşındaki Okan Abi var.

İkinci fotoğrafta ise aynı Okan Abi, 65 yıl önce doğduğu evin önünde duruyor.

İki fotoğrafın arasında bir ömür var.

Ama o cumartesi sabahı Karagümrük sokaklarında yürürken şunu düşündüm:

İnsan yıllar sonra çocukluğunun sokağına döndüğünde, zamanın geçtiğini görüyor; ama o sokağın içindeki çocukluk hâlâ aynı yerde duruyor.

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz:

WhatsApp
Facebook
LinkedIn
Twitter
Email