Gençlerle buluşmalarımda bana sıkça sorulan bir soru var:
“Gelecekte hangi meslekler geçerli olacak?”
Cevabım kısa:
“Bilmiyorum.”
Gerçekten bilmiyorum.
Kendilerinden çok emin bir şekilde, “Tıp okuyun, doktorluk her zaman geçerli bir meslek” diyenler de var.
Bugünün gözde alanlarından yapay zekâ mühendisliğini önerenler de…
Hatta öğrencilerin sınavlarda aldıkları puanlardan hareketle onlara meslek ya da bölüm önerildiğine de sıkça rastlıyorum.
Oysa bir puan, bir gencin hangi bölüme girebileceği konusunda fikir verebilir; ama hangi hayatın içinde mutlu olacağını söyleyemez.
Çünkü geleceğin nasıl şekilleneceğini bilmediğimiz gibi, karşımızdaki gencin meraklarını, davranış eğilimlerini, hayallerini ve zaman içinde ortaya çıkacak kabiliyetlerini de bütünüyle bilemeyiz.
Ben bu kadar emin olamıyorum.
Elbette geleceğin meslekleri üzerine tahminler yapabiliriz.
Tahminimiz tutabilir de.
Peki ya tutmazsa?
Bir yatırım tahmininde yanılırsak para kaybedebiliriz.
Bir hava tahmini tutmazsa planımız aksayabilir.
Ama bir gencin geleceği üzerine yaptığımız tahmin tutmazsa ne kaybedilecek?
Yıllar mı?
Emek mi?
Hayaller mi?
Bir gencin hayatı söz konusu olduğunda, bilmediğim bir şeyi biliyormuş gibi söylemek istemiyorum.
Bir tahmini kesin bir gelecek gibi sunmak bana doğru gelmiyor.
Çünkü geleceği tahmin etmek başka, geleceğimizi bu tahminin doğru çıkmasına bağlamak başka.
Dünyadaki değişimin hızını düşündüğümde, bugün üniversiteye başlayan bir gencin mesleğini on ya da yirmi yıl sonra nasıl yapacağını bile öngörmek kolay değil.
Bu yüzden gençlere bir meslek adı vermek yerine şunu söylüyorum:
“Öğrenmeyi öğrendiyseniz, gelecek için çok fazla endişelenmeyin.”
Mesleğiniz zaman içinde farklı bir biçime evrilebilir.
Ama öğrenme kabiliyetinizi her yere taşıyabilirsiniz.
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir makale beni yeniden bu konu üzerinde düşündürdü.
Aklımda özellikle iki şey kaldı:
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın başkasına ya da yapay zekâya devredemeyeceği şeyler arasında öğrenmek ve insanlarla ilişki kurmak da var.
Ben buna bir de deneyimi ekliyorum.
Bilgiye ulaşmanın kestirme yolları çoğalıyor.
Ama deneyimin kestirme yolu hâlâ yok.
Bilginin açığını daha sonra kapatabiliriz.
Ama yaşamadığımız yılların deneyimini geriye dönüp biriktiremeyiz.
Hayatın içine girdikçe, insanlarla karşılaştıkça, denedikçe, yanıldıkça ve yeniden başladıkça bize ait bir birikim oluşuyor.
Bu yüzden gençlere, hayatı ertelememelerini öneriyorum.
Öğrenmek için mezuniyeti beklememek.
Çalışmak için diplomayı beklememek.
Seyahat etmek için çok para kazanmayı beklememek.
Bir projeye girişmek için bütün şartların mükemmel olmasını beklememek.
Hayatın kıyısında durup başlamayı beklememek.
Bir de başkalarından öğrenmek var.
Hayatım boyunca çevremdeki insanlardan öğrenerek bugünlere geldim.
Ailemden…
Eşimden, oğlumdan…
Öğretmenlerimden, sınıf ve mahalle arkadaşlarımdan…
İş hayatında birlikte çalıştığım insanlardan…
Hatta deniz aşırı bir uçuşta yanımda oturan bir yolcudan…
Artık neyi kimden öğrendiğimi ayırabilmem mümkün değil.
Bir insanın söylediği bir cümle, bir başkasının olaylara bakışı ya da bir işi yapma biçimi yıllar sonra bizim bir parçamız hâline gelebiliyor.
Yapay zekâ bir mesajı daha güzel yazmama yardımcı olabilir.
Ama bir dostluğu benim adıma kuramaz.
Bir insanla yıllar içinde oluşan güveni benim yerime biriktiremez.
Gençler bana hâlâ soruyor:
“Gelecekte hangi meslekler geçerli olacak?”
Hâlâ bilmiyorum.
Ama artık başka bir soruyu daha değerli buluyorum:
“Gelecek beklediğimiz gibi çıkmadığında da yeni bir yol bulup yolumuza devam edebilecek miyiz?”
Bilgi eskiyebilir.
Meslekler dönüşebilir.
Bugün kullandığımız araçların yerini başkaları alabilir.
Geleceği doğru tahmin etmek bir avantaj olabilir.
Gelecek değiştiğinde, değişime hızla uyum sağlayabilmek ise paha biçilmezdir.
Geleceğe taşıyacağımız en değerli şey mesleğimiz değil;
öğrenmeye devam edebilme, değişime ayak uydurabilme ve gerektiğinde yeniden başlayabilme gücümüzdür.