“Bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir” derler.
Çünkü çocuk,
sadece bir ailenin değil,
bir dünyanın içinde büyür.
Bundan 60–70 yıl önce doğan bir çocuk da,
ebeveyninden farklı bir karaktere sahip olabilirdi elbette.
Ama hayat ihtimalleri birbirine çok benzerdi.
Aynı köy…
Aynı sokak…
Aynı insanlar…
Aynı geçim derdi…
Aynı hikâyeler…
Çocuk başka bir dünyanın varlığını çoğu zaman hiç görmeden büyürdü.
Kuşak farkı o zaman da vardı belki…
Ama o farkın alanı dardı.
Hayatın yolu daha sınırlıydı.
Ama yönü daha belliydi.
Mahallemizin esnafının çocukları genellikle yine esnaf olurdu.
İş insanlarının çocukları,
ailelerinin kurduğu düzeni devralarak büyürdü.
Bayrağı teslim almak,
çoğu zaman sorgulanamazdı.
Sonra dünya değişmeye başladı.
Önce şehirler büyüdü.
Sonra okul…
Sonra gazete…
Radyo…
Televizyon…
Ve ilk kez çocuklar,
ebeveynlerinin dünyasından başka dünyaların da var olduğunu görmeye başladı.
Sonra başka bir kırılma yaşandı.
Bir noktadan sonra çocuklar,
kendi mahallesinden önce dünyayı görmeye başladı.
Aynı evde büyüyorlardı…
Ama ebeveynlerinden farklı bir dünyada yaşıyorlardı.
Çünkü onların “köyü” artık dijitaldi.
Bir şeyi öğrenmek için
büyüklerin anlattıklarını dinlemek gerekirdi.
Şimdi ise insanlar,
aynı sorunun cevabını
birkaç saniyede dünyanın başka bir ucundan bulabiliyor.
Bilgiye ulaşmak artık büyüklere bağlı değil.
Bu daha özgür bir dünya kurdu.
Ama aynı zamanda,
ortak paydayı da azalttı.
Bir zamanlar insanlar,
başka dünyaları görmek için yolculuk yapardı.
Şimdi ise başka dünyalar,
insanların cebine kadar geliyor.
Ve belki de ilk kez,
aynı evin içinde büyüyen insanlar bile
farklı gerçekliklerde yaşamaya başladı.
Bugün aynı ailelerin gençleri,
çok başka alanlarda çalışmak istiyor.
Çünkü artık sadece ailelerinin dünyasını değil,
başka hayat ihtimallerini de görüyorlar.
Uzun yıllar boyunca çocuklar,
ailelerinin dünyasını devralarak büyüdü.
Şimdi ise kendi dünyalarını kurmak istiyorlar.
Birçok ebeveyn,
çocuklarının zamanla kendilerine benzeyeceğini düşünüyor.
Belki önceki kuşaklarda bu daha sık oluyordu.
Ama bu kez farklı olabilir.
Çünkü artık çocukları
sadece aileleri büyütmüyor.
Başka hayatlar,
başka sesler,
başka ekranlar da büyütüyor.
Ve belki de ilk kez,
bazı ebeveynler çocuklarını büyütürken,
onlardan da yeni dünyayı öğreniyor.
Çünkü bazı alanlarda çocuklar,
ailelerinden daha hızlı öğreniyor.
Gençlerden,
büyüklerin dünyasını anlamaları beklenirdi.
Yaş aldıkça da,
büyüklerin dünyasına uyum sağlamaları doğal kabul edilirdi.
Bugün ise birçok ebeveyn,
çocuklarının yaşadığı dünyayı anlamaya çalışıyor.
Ve bugün,
insanlar yaş aldıkça
gençlerin dünyasına uyum sağlamaya çalışıyor.
İki kuşak önce,
çocuklar ebeveynlerinden daha fazla şey bildiklerinde
artık orta yaşa yaklaşmış oluyorlardı.
Bir kuşak önce bu fark
daha erken yaşlarda görünmeye başladı.
Bugün ise ilkokula giden bir çocuk bile,
dijital dünyanın bazı alanlarında
anne babasının önüne geçebiliyor.
Belki de ilk kez,
bilgi yaşla aynı hızda ilerlemiyor.
Belki de önceki kuşakların en önemli yetkinliği,
hayatı sürdürebilmekti.
Bugünün en önemli yetkinliği ise,
değişirken öğrenmeye devam edebilmek.
Bazen düşünüyorum…
Kuşak farkını gerçekten yıllar mı belirliyor?
Yoksa insanın dünyayı kimle birlikte öğrendiği mi?
Eskiden insanlar farklı kuşaklar olsalar bile
belli bir dünyanın içinde büyüyordu.
Şimdi ise aynı evin içinde bile
farklı dünyalar oluşuyor.
Belki de artık çocukların köyü,
yaşadıkları yerden çok
bağlandıkları dünyalarda kuruluyor.